Hissedebilenlere…


Ölümden bahsederken iç çekeriz hep. Derin bir nefes verip, "Bir gün herkes ölecek." deriz. Sanki biz o herkesten biri değilmişiz gibi. Sanki hep başkalarının yakınları ölür gibi...  Ayak parmaklarımızdan bir ürperti gelir sonra. İçeride sıkışan ruh uyarı verir: "Bir gün özgür kalacağım çıkacağım buradan..." 

Bu paragrafı, zaman zaman notlar aldığım bir defteri kurcalarken buldum. 9 Temmuz 2017’de kurşun kalemle yazdığım bu cümlelere bakıp uzun uzun düşündüm. 2017 Temmuz’unu düşündüm. O dönem ne yapıyordum? Ne hissediyordum?

Bana bu cümleleri yazdıran neydi? Birini mi kaybetmiştim? 

O dönem üniversiteden yeni mezun, mesleği belli olsa da çalışma hayatına henüz adım atmamış, 22 yaşında, hayalleri olan genç bir kadın gördüm bakınca geçmişe. Hangi olay üzerine yazdığımı bulamadım ama hangi hisle yazdığımı hatırlıyorum. Aynı his yine kapladı içimi. Düşüncelerimi başka yöne aktarmaya çalıştım ki, ne zaman olumsuz düşünceler hücum etse beynime hep bunu yaparım. 

Duygusal hafıza üzerine düşünmeye başladım. Hadi birlikte düşünelim! 

Bir gün Bolu’da küçük bir hediyelik eşya dükkanına girmiştim. Orada Zolf’un (Mohsen Namjoo şarkısı) introsunu duyunca gözlerim dolmuştu. Çünkü bu şarkı bana pek de mutlu zamanları hatırlatmıyordu. Bazen böyle olur. Bir reklam filmi kalp atışınızı hızlandırır, bir cep telefonu melodisi ellerinizi titretir, bir çocuk şarkısı kalbinizi paramparça eder, bir arabesk müzik size kahkaha attırır. Nedenini siz bile bilmezsiniz. Duygusal hafıza iş başındadır. 

Yolda yürürken bir koku çalınır burnunuza ve bir anda yüzünü bile unuttuğunuz insanları düşünürken bulursunuz kendinizi. Bu duygusal hafıza çok hain. 

Çoktan unuturdunuz siz onu, çoktan 

Ah bu duygusal hafızanın gözü kör olsun... 

Ben psikolog değilim veya bu alanda söz söyleme yetkisi olan herhangi bir mesleği de icra etmiyorum. Sizinle sohbet ediyoruz sadece.

Peki, bu duygusal hafızanın hiç iyi yanı yok mu?

Bilimsel olarak kanıtlanmış pek çok iyi yanı varmış.

Ben araştırdım. Bir zahmet merak ediyorsanız siz de araştırın. 

Ben kendi tespitimi paylaşmak istiyorum. Bana göre en iyi tarafı bize kötü hissettiren kişileri, yerleri, olayları anımsayıp bunlara karşı kendimizi koruyabilmek.

Kindar biri değilim. Yani en azından bana göre... Ama bazen zarar gördüğümüz olay ve kişileri unutmamanın bize pek çok katkısı olabiliyor. 

Ama bazı insanlar (ben dâhil) fazla affedici olabiliyor. Her şeyi unutup kendisini defalarca aynı yerden kıran insanları

belki değişir umuduyla tekrar tekrar sarıp sarmalıyor. 
3 hafta önce 26. yaşımı doldurdum ve 26 yıllık hayatımda öğrendiğim birkaç acı gerçekten birisi şu: "İnsanlar değişmez." 

Peki, bunu öğrendim de ne değişti hayatımda?

Susma hakkımı kullanmak istiyorum. 

“Affetmek!” dedim, 2-3 cümle etmeden bitirmek istemiyorum. Bu kişi ister aileden olsun, ister dost, ister sevilen, ister eş, hiç fark etmez. İnsan karşısındakini kendine savunmayı bırakıncaya kadar affeder. Bırakın savunmayı. Kırın kalemi gitsin!

Yukarıda okumuş olduğunuz yazının gerçek hayatımdaki insanlara iletmek istediği hiç bir mesaj yoktur. İlk yazımdan bu yana dost sohbeti tadında yazmak istedim hep. Öyle de devam ediyorum. Belki hayatlarınıza dokunabilmeyi başarırım diye... 

Duygularınızı kısıtlamak yerine tam tersi onları son damlasına dek yaşayın. Öyle bir zamandayız ki, herhangi bir duyguyu hissedebilmek bile çok kıymetli. Hissedebilen herkese selam olsun.

magazinmahallesi@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21May

Anormal normlar

09May

Annem için…

18Nis

Tüketiyoruz 

23Mar

O, öyle değil…

18Mar

Yaranamayanlara...