Sevgilime, sevgiyle...


Kapatın gözlerinizi, tıkayın kulaklarınızı sizi rahatsız eden ne varsa. Sadece sevgiyle kalın. Sevgi bizi güzelleştiren en güzel şey. 

Bu yazı benim yokluktan varlığa geçiş hikayem.

Bu hikaye bir insanını sevmesiyle, sevilmesiyle yaşama tutunma hikayesi.

Aynanın karşısına geçip, nasıl bir döngüden çıkıp başka bir döngüye kapıldığımı anlatmak istiyorum kendime.(Ki bunu defalarca anlatmama rağmen...) Nasıl zorlukların üstünden gelip, nefes alıp, nefessiz bıraktığımı kendimi. Her şey mükemmel aslında. Her şey olması gerektiğinden çok daha güzel, ben hariç. Dört dörtlük ilerleyen bir hayat, imrenilecek anne, baba ve abla. Herkesi kıskandırabilecek bir hayat arkadaşı, bir can. Muhteşem bir iş, başımı soktuğum ev, kalbimi ve kendimi tereddütsüz emanet ettiğim bir kalp. Bunca zamana kadar hep kötü olan insanlardı.

Bana zarar veren ben değildim onlardı. Geçti, gitti zamanla insanlar. Çark döndü, ibrenin ucu bana döndü. Kendime sapladığım cam kırıklarını kanattığım yaralardan çıkaramaz hale geldim. Acındırmıyorum kendimi ve acımıyorum kendime. Bazen sadece olduğumdan daha güçsüz hissediyorum. Bazen uğraşmıyorum bile, çabalamıyorum. Bazen bütün vücudum parçalansın istiyorum. Bazen gözümü kapatıp uzun bir süre açmamak istiyorum. Kendime olan saplantım ve takıntılarım beni böyle düşünmeye itiyor. Bir dakika durmuyor kafamda ki ses. Kaçamıyorum ondan, saklanamıyorum. O kadar alıştırdı ki beni kendine. Kemik yığınına dönüşene kadar peşimi bırakmayacağını söylüyor.

Benim ruhumla beraber etlerimi de yiyeceğini söylüyor. Oysa ben uzuvlarımda çiçekler büyütebilirdim. Suladıkça güzelleşirdim, çoğalırdım. Şimdi olan şey süründükçe nefretimi arttırıyor. Kendime olan sevgisizliğim, hıncım, öfkem… Bir adım atsam yine kendimle boğuşuyorum. Bir adım gerilesem, aynaları parçalamak istiyorum. Kafam yorgun, vücudum güçsüz. Zayıfım ama bu beden olarak değil. Buna son vermek kusmaktan daha zor. Kendimle nasıl barışacağımı bilmiyorum. Kendimi nasıl seveceğimi bilmiyorum. Her şeye, herkese olan derin öfkemden nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. Sıkıştım kaldım. Bazen nefes almak sıkıştırıyor kalbimi. Salıyorum kendimi ne olacaksa olsun diyorum, al canımı.

Nasıl bir insan bu denli bencil olabilir ki? Beni bu hale getiren bir başkası değil, ayna da gördüğüm canavar. Bu yüzden bu denli nefretim, sevgisizliğim, ilgisizliğim, bıkmışlığım. Koca bir yumru boğazımda. Bağıracağım sesim çıkmıyor. Ben ittikçe giriyor içime, “Çık” diyorum “Artık çık git benden istemiyorum seni bıktım senden bitiriyorsun beni hasta ediyorsun git.”. Çok inatçı dinlemiyor.

Bırak Eylül diyorum kendime. Bırak kırılsın bir dalın daha, dökülsün kurumuş yapraklar. Ezilsin ayaklar altında. Sen boşver, yine açar çiçekler, yine yeşerir yapraklar. Bak hayatına, kendini sevdirebilecek tek bir insana bak. Ne varsa onun için yaşa. Hayatının en güzel varlığına teşekkür et ve sevmeye devam et. Kendine olan sevgin yok olabilir ama canını verebilecek kadar sevdiğin o insana teşekkür et.

Bu da geçecek, bitecek biliyorum. Sadece biraz acı çekiyorum. Ama önemli değil;

Kısıldığım kapandan çok zaman önce kurtuldum. Tek başıma yapmadım bunu. Çoğu şeyin aksine tek başıma başaramadım. Ve şimdi yine kurtulacağım için, kurtaracağı için beni sonsuz teşekkürüm o özel insana... Beni, bizi var eden mükemmel insana sevgim sonsuz, minnetim, vefam sonsuz. “İyi ki” lerin sahibi, kalbimin sahibi, seni çok seviyorum.

Hayat arkadaşım Cudi’ye.

magazinmahallesi@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
31Mar

Yırtılıp yitirilen notlar

14Mar

Sevgilime, sevgiyle...

10Mar
07Mar
21Şub

Güz, Ayaz'a karışıyor