Tüketim çılgınlığı...


Futbolseverlerin aklını başından alan, yolu dört gözle beklenen, gelip gidenlerden çok çıkan dedikoduların gündemi belirlediği o "kutsal" günlere geldik, transfer sezonu.

Şu ahir ömrümde taraftarlar, teknik direktörler, yöneticiler ve başkanlar arasında bir kez olsun "kadromuz yeterli, transfere ihtiyaç yok" diyen birini görmedim. Tüm kulüplerimiz borç içinde yüzseler, biraz olsun nefes alabilmek için devlet destekli borç yapılandırmalarına mecbur kalsalar, aylarca futbolcularına maaş ödemesi yapamasalar bile transfersiz bir transfer sezonu düşünülemez.

Bunun nedenlerinden biri belki de çaresizliktir. Öyle ki, ulaşmaya çalıştığı hedefler için ortaya bir plan koyması, onu uygulaması, gelecek vadeden futbolculara yönelmesi, sabretmesi, çabalaması gereken yöneticiler ve başkanlar taraftarların sürekli "başarı" isteği karşısında mecburen kestirme yollara sapıyorlar galiba. 

Peki nedir "başarı"nın tanımı? Özellikle ülkemizde eskiden beri sıkıntlı bir konu başarının tanımlanması. Fakat bu konu günümüzde iyice çığırından çıktı desek yanlış olmaz. Önceden bir gol farkla şampiyonluğu kaçıran takım başarısız, o golü atabilen takım başarılı olarak tanımlanırken ve bu bile fazlasıyla acımasızken, şimdi bir maçta futbolcular "çöp" ilan edilip aynı maç içerisinde birden kahraman olabiliyorlar. Dolayısıyla bu kadar tutarsız bir kamuoyuna karşı yapılabilecek en kolay şey de onları transfere boğmak ve "Ben elimden gelen her şeyi yaptım, onlar başaramadı." demektir.

Tabi bu konuda ihaleyi sadece taraftarların çarpık başarı baskısına yıkmak da çok doğru değil. İşin bir diğer ayağı olan teknik direktörler de çoğu zaman ellerindeki futbolculardan maksimum fayda almaktansa daha kolayını tercih ederek ve iyi gitmeyen işler varsa onlara da bahane üreterek transfer diye tutturabiliyor, medya üzerinden yönetimlere ultimatom verebiliyorlar.

Yöneticiler ve başkanlar çok mu masumlar peki? Çocuklarının her maddi ihtiyacını borç harç da olsa karşılayan, hatta ihtiyaçlarından fazlasını onlara sunan ama hiç gerçek anlamda onlarla ilgilenmeyen, çocuklarına verebileceği tek şey paraymış gibi hareket eden "baba" figürüne benzer şekilde sadece transfer yaparak takımını başarıya ulaştıracağını düşünen başkanların masumiyetinden elbette söz edilemez.

Tüm bu kısır döngü içerisinde ise olan futbolumuzun kalitesine oluyor ve Avrupa futbolu ile aramızdaki uçurum her geçen gün büyümeye devam ediyor. Bu çarkı kırmaya çalışan taraftarlar, teknik direktörler, başkanlar da "vasat sevici" ilan ediliyorlar.

Umarım günü değil de Türk futbolunu kurtarmayı hedefleyen vasat seviciler çoğalır ve sürekli dibe giden, tüketen değil, üreten ve ürettikleriyle büyüyen bir futbol ekonomisine dönüşmeyi başarabiliriz.

magazinmahallesi@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Oca

Tüketim çılgınlığı...

29Ara

Sınırlamanın dibi...

24Ara

Ata sporumuz misafirperverlik

18Ara

Özetseverler çağı