Tiyatro emekçisi Cüneyt İngiz - Betigül Ceylan

Tiyatro emekçisi Cüneyt İngiz


Bu hafta röportaj konuğumuzu hepiniz “sesinden” tanıyorsunuz. Reklamlarda, çizgi film, Digiturk, D-Smart, Amazon, Netflix  gibi kanalların seslendirmelerinde, kitap dinlerken gibi say say bitmeyen yerlerde oldukça tanıdığımız bir ses. Seslendirme sanatçısı, oyuncu sevgili Cüneyt İngiz.

Tiyatro ortak paydasında Clubhouse’da başlayan bir dostluk. Ve siz okuyucularımın da, arkadaşlarımın da tanımasını arzu ettiğim kıymetli bir insan.

Seslendirme sanatçıcı ancak kurduğu “Tezat Tiyatro” ile yazdığı oyunlarını sahneleyen, turneler ile il il gezen konservatuar eğitimli bir tiyatro emekçisi aynı zamanda da.

Son dönemlerde pandemı nedeniyle çok yorulan sağlıkçı eşine her konuda destek olmaya çalışan iyi bir eş, iki çocuğu olan bir baba aynı zamanda Cüneyt Bey. 

Merhaba Cüneyt Bey sizi kısaca tanımak isteriz.

Ben 1976 Almanya doğumluyum. Türkiye’ye ilkokuldan sonra geldim. Evliyim, 2 tane çocuğum var. Konservatuara girmeden önce 5 yıl profesyonel tiyatro oyunculuğu yaptım. 

Müjdat Gezen ile başladım. Çocuk tiyatrosu. Sonrasında ustam Lale Oraloğlu ve Orçun Sonat ile tiyatro yapmaya devam ettim. Turneler yaptık. 90 ilçe, 70 il gezdik Türkiye’de, 14 ülke gezdik Dünya’da. Sonra da Konservatuara girdim. 96 yılında seslendirme hayatım başladı. 27 senelik oyuncu ve seslendirme sanatçısı olarak çalışıyorum.

Tiyatro Meslek Odası'nda da aktif çalışıyorsunuz. Neler yapıyorsunuz kısaca anlatır mısınız?

Sahne Perde Esnaf Odası'nda biz bir görev aldık. Orada Başkanımız ve danışmanımız var. Aslında oyuncular ve müzisyenlerin resmi tek odası. 1960 yılında Nevzat Ekmekçi tarafından kurulmuş sonrasında  kayyum atanmış bir meslek odası. 2016 yılında kayyumdan alınmış ve çalışmalarına başlamış.

“Amacımız ne” dersek eğer, bütün sanatçılarımızın haklarını elde edebilmeleri, Kültür Bakanlığı ile olan iletişimlerin sağlanması gibi sayabiliriz. Anayasanın 64. maddesi üzerinden hareket ediyoruz. O madde de “devlet sanatını ve sanatçısını korur” olarak düzenlenmiş bir madde.

 Özellikle de pandemi döneminde oldukça yoğun görüşmeler yaptık. Sorunlarımızı ilettik. Tiyatro yasamızın oluşturulması için  önemli adımlar attık.

BİROY var sanırım benzer değil mi ve Oyuncular Sendikası. Bir oyuncu nereye üye olmalı sizce?

BİROY daha çok telif kısmı ile ilgileniyorlar ve onlar dernek sıfatında. Oyuncular Sendikası İş Kanunu çerçevesinde. Biz TC mühürlü tek odayız. İsteseler de  kapatamayacakları bir oluşumuz.

Aslında oyuncular çok fazla haklarını savunan bir kesim değil. Duygusal bir yapımız var ve kendimizi çok fazla savunamıyoruz. Böyle oluşumlara ihtiyacımız var. Dolayısı ile; evet üye olmalıyız. 

Örneğin vergi veriyoruz; bizler şirket kurduğumuzda ticaret odası kaydı isteniyor. Oysa biz tacir değiliz. Tacir olmadığımız gibi ürünümüz tamamen bedensel, duygusal performanslarla ortaya çıkıyor. Ürün bizleriz aslında. Bir market gibi aynı statüde değerlendirilir ticaret odası kaydı istenirken, marketin sahip olduğu vergi indirim kalemleri bizlerde olmadığı için, kazancımızın maalesef neredeyse çoğu, vergilere gidiyor.

Aslında bir şirket kültürel faaliyetlere sponsor olduğunda harcadığını vergi indiriminden düşebiliyor.  Şirketlerin sponsor olduğu faaliyeti icra eden sanatçı ise vergi yükü ile kalmış oluyor.

Kültür Bakanlığı ile yaptığımız görüşmelerde biletli satışlarda KDV yüzde 1'e, gelir vergisi dilimleri de yüzde 3 gibi rakamlara çekilmesini talep etmiş olduk. Üzerinde çalışmalar yapıyoruz.

Kayıtlı tiyatrolar topu topu 570 özel tiyatro var. Ve bunun 420'si İstanbul’da. Aslında çok fazla bir sayı değil. Vergi kolaylıkları sağlanabilecek azınlıkta bir grup.

Ayrıca  oda olarak tiyatronun tanımlanması için 8 saatlik toplantılar yaptık. Mesleki Yeterlilik Kurumu'na gönderdik. Tanımlar arasında yer alması için uğraş veriyoruz. Mesleki yeterlilikte “tiyatrocu” tanımı da yok. Ve denetleyecek kurum da yok. Orada da iş yine bizim odamıza düşmekte.

Ki odamızın oldukça popüler üyeleri var. Hülya Avşar’dan tutun Cem Yılmaz’a kadar üyelerimiz var.

Pekala, Digital Tiyatro ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Tiyatro 20/25 yıl sonrasında bu noktaya evrilecek gibi görünüyor? Bizler digital tiyatro yapmayacağız ama, sahneleri bırakacağımız çocuklar bunu 25 yıl sonra yapacak diye düşünüyorum. Şimdiden ön hazırlıklarını yapmalı mıyız? siz nasıl düşünüyorsunuz? 

Aslında bizler mesleklerimizi icra ederken birden bire pandemiyle yüz yüze kaldık ve birden bire digital tiyatroyu konuşmaya başlamış olduk.Digital tiyatro değil de, mevcut oyunlarımızın dijitale taşınmasını yapmış olduk. Aslında dijitalleşme hevesimizden ziyade maddi ve manevi anlamda kendimize bir alan yaratmak amaçlıydı.

Yoksa digital tiyatro daha başka tasarlanmalı belki de. Green Box'ta yapılan çekimler, efektler yapılarak olabilir mesela. Nedim Saban’ın “süper iyi günler” oyunu tamamen digital tiyatroya örnekti mesela. 

Digitale karşı değilim ama tabi ki bir şekli olmalı diyorum. Yoksa sahnede oynadığımız oyunu kameraya çekip internet ortamında paylaşmak “digital tiyatro” olmamalı.  Buna; Ali Atıf Bir’in bir Clubhouse odasında söylediği gibi olsa olsa “figital tiyatro” diyebiliriz :)  

Ve zaten teknolojiye kapıyı kapatamayız. Kapatırsak da geri de kalmış oluruz. Evrim var sonuçta. Antik yunandan bugünlere gelindi. Biz de ister istemez değişeceğiz. Yadırgarsak bu durumu, yok oluruz diye düşünüyorum.

Zaten digital ortamda bir anda 15 bin seyiriciye ulaşabiliyorsunuz. Normal şartlarda böyle bir sayıya ulaşmamızın imkanı da yok.

Ayrıca pandemı sıkıntımız da var. Seyircimizi özledik. Seyirciyi nasıl salonlara getireceğiz diye düşünüyoruz açıkcası. O yüzden de kaçınılmaz olarak digital tiyatronun ilk ayak sesleri de geliyor gibi.

Hatta bugün bir haber okudum. Bir yapay zekaya tiyatro oyunu yazdırmışlar. Bir amerikalı tiyatro yazarı oyunu incelemiş; tam istediğimiz gibi bir oyun olmasa da 15 yıl sonra tam bir oyun yazılabileceğini düşünüyorum demiş.

Kendi tiyatronuz var mı? Daha önceden yaptığınız projelerden ve gelecekte yapmayı planladıklarınızdan bahsetelim. Biraz anlatır mısınız?

Ben tiyatromu 2018 yılında kurdum. Müjdat Gezen ile başlayan yolculuğumda Lale Oraloğlu, Tevfik Gelenbe, Levent Kırca, Ferdi Merter  gibi birçok ustayla çalıştım. Ve o çalışmalarımın hepsi de benim için bir atölye idi doğrusu. Bir okuldan çok daha fazla bilgi alıyorsunuz. Fakat sonra baktım ki, yeni  nesil tiyatrolar bizim o ustalarla öğrendiğimiz gibi değil. Hatta belli  saygı sorunları da yaşıyor insan. Ben de eşime dedim ki; artık benim bir tiyatro kurma zamanım gelmiş:) 

Ve  “Tezat Sanat” isminde kendi tiyatromu kurdum. İsim babası da eşimdir. Eşim hep benim tezat olduğumu söyler. Ben biraz herkesle aynı yöne giden ak koyun olmak yerine kara koyun olmayı tercih etmişimdir. O yüzden eşim de sana bu isim yakışır dedi.Hatta logomuzda da Karagöz’ün şapkasını kullandık. Karagöz’ün o  muhalif yönünü vurgulamak istedik.

İlk oyunumuz da 4 yıl üzerinde çalıştığım “Anılarla Atatürk” isimli oyundu. Benim için şöyle büyük bir önemi var. O oyunda Atatürk’ü anlatmak dışında, ben o oyunda bir meddah oldum. Yani Geleneksel Türk Tiyatrosu motifiyle bir meddah olarak Atatürk’ün doğumundan ölümüne anılarını anlatıyorum. Ama yaşayan, nefes alan, canlı, duygulanan Atatürk’ü anlatıyorum. Yani bugün olduğu gibi siyasete alet edilen bir Atatürk’ü anlatmıyorum. Bir heykeli, büstü  anlatmıyorum.

Mesela çok ilginçtir; tam bir  doğu kültüründen  meddah olarak anlatırken, oyunun bütün müzikleri ise sadece batı sazları ile çalınan, bestelenen eserlerden  oluştu. Hiç bir şekilde doğu ezgisi olmayan. Bu tezatlıkla şunu anlatmaya çalıştım aslında; Atatürk’ün Anadolu’nun bağrından kopmadan batılılaşmaya çalışmasını vurgulamak.
Oyunun prömiyerini Duru Tiyatro’da yaptık. Sağolsun Emre Kınay bize çok çok büyük kolaylıklar sağladı. Ve oyunun prömiyerinden sonra eşim ve dostlarım  dedi ki; çok güzel doğu ve batıyı birleştirmişsin dediler. Demekki amacıma ulaşmışım dedim.

Bir çok şehre turneler yaptık. Çok paralar kazanmak yerine bu oyunla Atatürk’e olan borcumu ödemek istedim. Ki hepimizin Atatürk’e borcu çok büyük. Benim tiyatromda Atatürk’e olan borcunu bu şekilde ödesin istedim. Oyuna çok fazla maliyet yansıtmadan gidebildiğim her yere gitmek istiyorum. Benim tiyatromun da ilk görevi bu oyundu ve çok şükür Oyun ile gittiğimiz her yerden çok büyük geri dönüşümler alıyoruz. Bir çok okul bizi davet ediyor. Seve seve gidiyoruz. Gideceğiz de.

Yeni oyunlara gelince;

Pandemi bana evde yazma fırsatı verdi doğrusu. 3 tane oyun yazdım Mesela pandemiyle bağlantılı bir komedi yazdım. 

Pandeminin ilk başlangıçlarında tasarladığım ama pandamı nedeniyle sahneye koyamadığım  tek kişilik bir oyunum var.  “57” isminde. Çanakkale’de 57. Alayı anlatan,  tek bir  taburun hikayesi. Çok çarpıcı, hatta çok fena çarpıcı bir oyun. 
Savaşı hepimiz biliyoruz ama savaşı orada yaşayan tek bir kişinin gözünden anlatmaya çalıştım. Savaşın bitiminde cephede tek başına kalmış ve dostlarını arayıp bulamayan bir kişinin anlatımı.

Burada meddah olmadık artık ve tam anlamıyla oyunculuk performansı söz konusu. 

Şehir Tiyatrolarından Sevtap Çapan yönetiyor. Hatta Ahmet Davutoğlu bu oyun çok özel biz bu oyunu üstlenmek ve destek olmak isteriz de dedi sağolsun.

Ama tabi ki bu tür kahramanlık hikayelerinde Atatürk’süz olmaz. Ve ben askerime Atatürk’ü anlattırıyorum.  Atatürk’süz kutlanan Çanakkale Anmalarını kabullenemediğim için askerime Atatürk’ü anlattırmanın önemli olduğunu düşündüm. Kimse bize Atatürk’süz savaş kazanıldı dedirtemez ve ben bunu çok önemsiyorum.

Bu oyun hazırlık döneminde ben bir covide yakalandım. Ve derken üzerinde çalışmak kısmet olmadı.
Bir çocuk oyunu yazdım. Susuzluk ve iklim ile ilgili farkındalık yaratan bir oyun. İlginç bir oyun oldu. Zaman makinaları filan.

Peki Tiyatro Oyuncularının kazançları ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Özel tiyatrolar oyunculara çok fazla ödeme yapmıyorlar mı yoksa yapamıyorlar mı? iyi niyet suistimal ediliyor mu acaba?

 93 ten beri özel tiyatrolarda çalışıyorum. Ve sadece rahmetli Levent Kırca tiyatrosunda provadan ücret aldığımı söylemeliyim.

Hiç bir tiyatroda prova parası ödenmez. Ama Levent Abi 50 kişilik tiyatro kadrosunu hiç üzmedi. Ne zaman istersek destek oldu. Tek örnekti benim için.

Tiyatrocuların mutlaka özel yasaları olmalı. Tiyatro Salon sahiplerinin değil oyuncularının olmalı. Tiyatro yapımcılarının bir odası var zaten. Ama eğer oyuncular için yasa yapabilirsek o zaman bu şartlar daha iyileştirilebilir.

Daha bir veri tabanı dahi yok doğrusunu isterseniz.

Televizyon işlerinden uzakta mısınız? Sinema/ Dizi?

Biraz daha seslendirmeye yöneldim belki de. Ama tabi yine de bazı projelerde yer aldım. Menajerler de popüler isimlerle çalışmak istediğinden bir menajerim de yok doğrusu :)

İlk ajansım Tümay Özokur'dur. Hatta bugün clubhouse’da denk geldik:)

Kurtlar Vadisinde yer aldım. Hatta karakterim öldürülünce “ a neden öldü biz çok sevmiştik bu karakteri” diye tepkiler almıştı yapım firması. Filmde yer aldım. Bergüzar Korel ile bir kısa film projesinde  yer aldık. Halen de denk geldiğimiz yerlerde görüşürüz konuşuruz.

Bundan sonra da olacaktır elbette.

Kitap çalışmaları da var sanırım. Sanatçılar çok yönlü oluyorlar zaten.

Evet 2 tane kitap yazdım. Biri “Konuşma Sanatı” kitabımın adı. Diksiyon dersleri de veriyorum zaten.

Şifa Kitabı diğeri de. Mesnevi isminde. Mesnevideki hikayeleri bir kitaba topladım. Kendi yorumlarımı da katarak. Oyunlarımı yazdığımı zaten söylemiştim. Yazmayı seviyorum  :)

Çok teşekkür ederim sevgili Cüneyt İngiz.

Keyifle okumuşsunuzdur umarım sevgili okurlarım.

Yorumlarınızı bekliyorum.

betigulce@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI