Kendinle baş başa… - Damla Zararsız

Kendinle baş başa…


Size de olur mu, bilmiyorum. Bazen, (Umarım bu normaldir.) kendimi sesli bir şekilde kendimle konuşurken yakalarım. Özellikle çok üzüldüğüm, korktuğum ya da utandığım konularda kendimle sohbet bana iyi gelir. Bilinçli olarak yapmasam da bu böyle...

Kendimize ne kadar kulak veriyoruz? Ne kadar dinliyoruz? Başımızı yastığa her koyduğumuzda mı? Pek sanmıyorum. Uyku öncesi aklımıza gelen düşüncelerle boğuşmak bu söylediğimden çok uzak. Benim bahsettiğim tüm sesleri susturup içindeki sese kulak verebilmek. Çok mu kolay?

Bu yazıyı yazmaya bir otobüs yolculuğu sırasında karar vermiştim. Eğer gündüz seyahat ediyorsam, yanımda mutlaka bir yol arkadaşım (Kitabım) olur.

Yine bir gün, tam yol arkadaşımla kafa kafaya vermiş, bambaşka dünyalara geçiş yapıyordum ki, otobüste arka koltuğumda oturan gencin telefonu çaldı. O dakikadan itibaren gösteri başladı. Ardı arkası kesilmeyen bir telefon trafiği ve bu görüşmelere konu olan incir çekirdeğine kendisini incirin kendisi kadar büyük hissettirecek önemde konuları...

Tüm otobüs istemsizce gencin aradığı ve kendisini arayan çift haneli olduğuna emin olup sayamadığım için üzüldüğüm telefon görüşmelerini dinliyorduk. Daha doğrusu maruz kalıyorduk.

Böyle yol boyu telefonla konuşan insanlar size ne düşündürür? Saygısız olduklarını mı? Yoksa, bencil olduklarını mı? Ben böyle düşünmüyorum. Bence bu kişilerin kendine tahammülü yok. Ya kendisiyle baş başa kalıp beynine hücum edecek düşüncelere kulak vermek istemiyor ya da kendisiyle yalnız kaldığında sıkılıyor olabilirler.

Sahi, siz sever misiniz yalnızlığı? Gün boyu koşuşturmaca içinde savrulurken bir an durup saate baktığınızda kafanızdan küçük bir hesaplama ile yalnızlığa dakikalar sayar mısınız? Yoksa markete bile yalnız gidemeyenlerden misiniz?

Ben, eğer ait hissettiğim bir yerdeysem yalnızlığı nimet sayanlardanım. Tabii, bahsettiğim ruhsal olarak yalnız hissetmek değil; arada bir kendime zaman ayırıp nefes almak. Böyle yalnız kaldığım zamanlarda kendimi ödüllendirir, düşüncelerimi serbest bırakır, iç hesaplaşmalarımı yapar, hesabı kapatırım.

Yine böyle yalnızlığa methiyeler dizdiğim bir gün, Instagram’da bir Hale Caneroğlu videosuna denk geldim . Videoda şöyle bir cümle vardı:

"Geçmişte yaptığın hataları bırak. O zamanki sen, o zamanın şartlarında en doğru olanın bu olduğuna inandığın için yaptın.”

Şu an okurken belki sıradan bir cümle gibi geliyor olabilir. Ama bana o an için hayatımı değiştiren cümle olabileceğini düşündürecek kadar kıymetli geldi. Çünkü o gün tam da böyle bir durumdaydım. Kendimi geçmiş günlerde verdiğim yanlış kararlarla yargılıyordum. Evrenden cevap niteliğinde çıkmıştı belki de o video karşıma.

Sonra uzun zamandır başı yazılıp devamı gelmemiş bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Ne diyorduk? Habire telefonla konuşan bir genç vardı. Kendine tahammül edemediğine dair yargıda bulunuyordum.

Peki, benim durumum çok mu farklıydı? Yalnızlığa övgüler yağdırıp bulduğum her boşlukta kendimi meşgul edecek bir şeyler bulan yine ben değil miydim?

Beni yakından tanıyanlar bilir. "Bugün hiçbir şey yapmadım." diyorsam mutlaka bir kitap bitirmiş, bir parçayla uğraşmış veya merak ettiğim bir konuyu hatmetmişimdir.

Özetle, kafam boş kalmasın da neyle dolarsa dolsun. 3 saatlik yolculuğa bile kitapla çıkma sebebim başka ne olabilir ki? Kendimle mi çeliştim? Çünkü ben yalnız kalıp düşüncelerini serbest bırakan ve yalnızlığa âşık biriyim. Pekâlâ...

O gün o videoyu gördüm ve karikatür karakterleri gibi beynimde ampuller yandı. Ben de kendimi affetmek yerine öyle ya da böyle kendimden kaçıyordum. Bu uyanışı yaşadığım günün ertesi gününden yazıyorum. Bugün hiç bir şey yapmadım.

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Eyl

Tozlu raflardan sevgilerle…

13Eyl

Sevmek bedava

20Haz

Düşüşlere övgü

12Haz

Tiyatro aşkına…

19Mar

Toksik oran