Hüküm giymiş mutluluklardan özgürlüğüne yeni kavuşmuş bütün nefeslere…


Geçen her saniyenin geri dönmediğini bile bile yaşlanıyor bütün dakikalar. Her dakika zamanla kayboluyor saatlerin içinde. Kara delik olan günler yutuyor bütün hepsini, bizse bilinçsizce savuruyoruz hala var olan zamanımızı. Değerini kaybedene kadar hissizleşen bütün duygularımız, yitirdiğimiz anda birden ortaya çıkıyorlar. Ne kadar bilinçli olsa da insan, o anda kapıldığı duyguların içinde görmezden geliyor her şeyin. Böyle böylehikayemizi oluşturuyoruz. Herkesin bir hikayesi var elbet. Yazılmış ve yazılmakta olan.

Ben hikayemi yazmaya başladığımda yummuştum gözlerimi. Göremediğim onlarca şey içinde sürükleniyordum. O kadar farkında değildim ki, o kadar kapalıydım ki gözlerimle beraber. Benimle var olan insanları bir kenara atmış, kendimi tamamen önemsemez halde nefes alıyordum. Büyük çelişkiydi aslında. Sebebi olsa da olmasa da hissettiğim acı ve buna ters düşen nefes alıyor olmam. Her nefesimde canımdan can koparmışçasına çırpınan bir kuş gibiydim.

Son nefesini vermeye hazır ama asla cesaret edemeyen bir kuş. Onu güçlü kılan da buydu. Ne olursa olsun kanatlanıp uçmadı, ne kadar çırpınsa da dimdik durdu olanlar karşısında. Yaşadığı, yaşattığı eylemlerin içinde ne kadar vicdan azabı çekse de, geceleri uykusunu kaçırıp yastığını ıslatana kadar gözyaşı dökse de asla gitmedi. Var olmaya devam ettikçe daha çok üstüne geldi her şey. Güzelliklerin farkında olsa da dedim ya, o anda kapıldığı duyguların içinde görmezden geldi. Yaşadığı acı kapladı hepsini. Yine de sabah oldu açtı gözlerini.

Akşam kafasını yastığa koyduğunda aklına gelen bütün düşüncelere rağmen. Koca bir enkazdan çıkmayı başardı ve kurtuluşunda attığı bir adımla çöküverdi altından beton. Elleri parçalanana kadar yığından çıkmaya çalıştı. Günlerce, haftalarca hatta aylarca üstünden kaldırdı bütün hepsini. Çıktığında çok yara almıştı. Ne kadar olursa olsun ruhu kadar darbe almış olamazdı, farkındaydı. Yine de devam etti.

Bu kez son demedi. Her zaman son olmasını diledi, her zaman kafasının içinde ki sesler son olsun istedi ama o güçlüydü ve buna asla izin vermedi. Saniyeler dakikaların, dakikalar saatlerin yerini aldıkça daha iyiye gidiyordu. Çünkü tanımıştı onu içten içe bitiren o laneti. Adını koymuşlardı. Artık onu zayıf noktasından vuramayacaklardı. Çünkü karşındakinin zayıf noktasını öğrenmişti. Bıraktı kenara bütün saniyeleri. Artık onun zamanıdır, artık benim zamanımdır...

Sevinsin hüküm giyen mutluluklar. Çiçeklenen bütün acılara bir papatya daha eklendi.

magazinmahallesi@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
31Mar

Yırtılıp yitirilen notlar

14Mar

Sevgilime, sevgiyle...

10Mar
07Mar
21Şub

Güz, Ayaz'a karışıyor