Kimsesiz ormanın derinliklerinde - Kısım II


Çıkmıştım ölü ruhlar hastanesinden. En son ormanın içinde kaybolduğumu hatırlıyorum. Uyandığımda boylu boyuna yukarı uzanan, dev yapraklı bir ağacın altında buldum kendimi.

Başımda balyozla vurmuşlar gibi bir ağrı var. Bedenim ürkek ve dünyaya yabancı sanki. Üstümde ki kan lekelerine toprak boyanmış. Etrafıma bakıyorum hızlı hızlı, tedirginim. Her yer birbirinin kopyası gibi. Sanki doğanın labirentinde sıkışmışım, her gideceğim her yol aynı yere çıkıyor gibi duruyor. Gitmeden bilemem elbette. Hastaneden kaçıp başka bir kapana mı sıkışmıştım yoksa?

Topraktan güç alarak doğruluyorum. Su birikintisi bulsam, yüzüme çarpsam biraz olsun kendime gelirim eminim. Daha önce ayak değmemiş yer topuklarıma batıyor bir bir. Yine de yürümeye başlıyorum yavaş yavaş. Koca ağaç gövdelerinde sanki kimsesiz çocukların acıları yatıyor. Rüzgar vurdukça savuruyor yapraklarını. Ama gövdeler sapasağlam. Hayat gibi, savuruyor ama yıkılmıyor.

Uzunca bir süre yürüyorum. Nereye gittiğimi bilmiyorum. Yol kenarına çıkan bir yere mi varacağım, daha çok mu kaybolacağım belirsiz. Üşüyorum, ruhum bedenimden daha çok titriyor. Kafam çok karışık, algılamam güç. Hava kararmak üzere ve ben korkuyorum. Sessizlikten korkuyorum.

Kendimden, zihnimin oyunlarından korkuyorum. Kafamı sağ tarafa çevirmemle tahta bir kulübe görmem bir oluyor. Hızlı ve kısa bir nefes alıyorum. İrkiliyorum. Bir ağacın arkasına geçip gözetliyorum kulübeyi. İçerden birisinin çıkmasını, bir yaşam belirtisi görmeyi bekliyorum. Neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Ne ses var ne çıkan bir insan. Adımlarımı yavaş atıyorum. Dışardan bakıldığında yaşam belirtisi yok. Önünde bekliyorum.

Neden bekliyorum? Neyden korkuyorum? Daha fazla durmamalıyım burada. Çürümüş basamaklardan çıkıyorum. Kapı aralık. Açıyorum sonuna kadar, karşılaştığım manzara o kadar tanıdık ki. Sanki daha önce burada bulunmuşum gibi hissediyorum. İlerlediğim yolların başına dönüş olamam…

Giriyorum içeri. Lamba yok. Mutfakla birleşik küçük bir salon. Toza bulanmış iki kanepe, tam ortada tüplü ve çalışmayacağına emin olduğum televizyon. Sehpanın üzerinde sararmış eski gazeteler ve ağ tutmuş birkaç bardak. Kumanda sağda ki koltuğun kenarında. Sol koltukta bir yastık ve dağınık bırakılmış battaniye. Pencerenin önünde ölmüş bitkiler ve canını alan savruk topraklar.

Mutfak masasının üzerinde yarım yanmış üç mum ve yanık kağıt parçaları. Belli ki yarım kalan sadece mum değil burada. Belli ki yanan sadece o olmamış. Bakınıyorum etrafa. Duvarlar asılmış küçüklü büyüklü çerçeveler. İçlerinde yaşanmışlık ve yalnızlık. Mutfak tezgahında her şey yerli yerinde. Çöp yerinden taşmış. Yerlerde hazır yiyeceklerin kalıntısı. Yutkunuyorum ama boğazım düğüm düğüm.

Su akıyor mu diye musluğu kontrol ediyorum. Öncesinde çamurlu ve paslı su geliyor, sonrasında berraklaşıyor zihnim gibi yavaş yavaş. Hava soğuk, ellerimle kollarımı ısıtmaya çalışıyorum. Gezinmeye devam ediyorum. Kısa bir hol var iki kapıya açılan. Kapılardan bir tanesi banyoya çıkıyor. Lavabo kuru ve kirli. Musluk pas tutmuş. Klozet pislik içinde ve lavabonun üzerinde kırık bir ayna. Yerde kırık ayna parçaları ve kurumuş kan izleri. Belli ki parçalanan sadece ayna olmamış. Geri geri çıkıyorum.

Diğer kapıyı açıyorum. Korkum siliniyor giderek. Tek kişilik bir yatak ve yanında küçük bir komidin. Yatağın üzerinde battaniye de yok yastıkta. Sağ tarında bezden bir dolap. İçine asılmış bir iki gömlek ve ekoseli bir ceket. Yerde bir çift ayakkabı ve yırtılmış bot. Pencerenin önüne çakılmış bir iki tahta parçası ve içeri sızan keskin rüzgar. Yöneliyorum pencereye doğru. Neyi görmeyi umut ediyorum ki?

Koskoca orman işte. Kapıya doğru dönüyorum. Hemen yanında bir masa ve yönü kapıya bakan bir sandalye. Masanın üzerinde duran mürekkebi kurumuş dolma kalem ve sayfaları yırtılmış defter. Ne yazılıp yırtılmış olabilir? Mutfakta ki mumda kaç kağıt yakılmış olabilir? Yatakta olması gereken battaniye neden koltukta? Neden terkedildi burası? Yaşanmışlık kokuyor buram buram.

Ne yapacağımı bilmiyorum. Geceyi burada geçirip tekrar kaçmaya devam edeceğim kafamın içinden. Mutfağa yönelip elimi yüzümü yıkıyorum. Berraklaşan zihnim titremeye başlıyor. Kulübenin kapısın kapatıyorum ve arkasında bırakıyorum ormanın sesini. Uzanıyorum kanepeye. Çekiyorum üstüme öylece bırakılan battaniyeyi. Dilerim ki uyandığımda aynı yerde olurum. Kulaklarımı kesen sessizlikte uykuya dalıyorum. Artık kendimden değil olduğum yerden kaçıyorum.

magazinmahallesi@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
31Mar

Yırtılıp yitirilen notlar

14Mar

Sevgilime, sevgiyle...

10Mar
07Mar
21Şub

Güz, Ayaz'a karışıyor